Ali Baba ve 40 Haramiler - Dünya Klasikleri

Ana Sayfa » BLOG » EĞİTİM » Ali Baba ve 40 Haramiler - Dünya Klasikleri

   Bir varmış, bir yokmuş... Geçmiş zamanın birinde uzak bir Acem şehrinde, Ali Baba ve Kasım adlarında iki kardeş yaşarmış. Ali Baba, oldukça yoksulmuş, karısıyla birlikte kerpiç bir evde yaşarmış. Her gün ormandan odun toplar, pazarda    satarak geçimini sağlarmış. Kasım’ın ise güzel bir evi ve zengin karısı varmış.

   Bir varmış, bir yokmuş... Geçmiş zamanın birinde uzak bir Acem şehrinde, Ali Baba ve Kasım adlarında iki kardeş yaşarmış. Ali Baba, oldukça yoksulmuş, karısıyla birlikte kerpiç bir evde yaşarmış. Her gün ormandan odun toplar, pazarda 

satarak geçimini sağlarmış. Kasım’ın ise güzel bir evi ve zengin karısı varmış.

   Bir gün, Ali Baba topladığı odunları şehre getirirken, bir grup atlının kendisine doğru geldiğin görmüş. Hemen bir ağaca çıkıp saklanmış. Biraz sonra da altından silahlı atlılar geçmiş.

   Ali Baba, bu atlı grubundakilerin görünüşlerini beğenmemiş. Tehlikeli olduklarını anlamış. Yüklerini görünce de bu adamların harami olduklarını düşünmüş. İçlerinden biri diğerlerinden öne

çıkmış. Atını yakınlardaki kayalık bir tepeye sürmüş. “Açıl Susam Açıl” diye bağırmış iki kolunu yana açarak. Ali Baba neler olduğunu anlamaya çalışmış. Haramilerin sözü

ile açılan kaya, karanlık bir mağaraya geçit

vermiş. Haramiler çuvallarını boşaltmışlar.

Ali Baba, ağacında kılını bile kıpırdatmadan

duruyormuş. Haramilerin mağarada yankılanan konuşmaları onun kulağına kadar geliyormuş. Sonra dışarı çıkmışlar. Ali Baba onları tek tek saymış.

   Tam kırk kişilermiş. “Kapan Susam Kapan!” diye bağırmış şefleri. Kaya sıkıca kapanmış. Hırsızlar da atlarını sürüp gitmişler.

   Ali Baba, onların uzaklaşmasını beklemiş ve ağaçtan aşağıya inmiş. Haramilerin yaptığı gibi kayalığa gidip; “ Açıl Susam Açıl!” diye mırıldanmış. Olacakları tahmin edememiş. Kayada bir oynama olmamış. Bu kez de kelimeleri yüksek sesle dile getirmiş.

   “Açıl Susam Açıl!”

   Taş hareketlenmiş ve açılmış. Ali Baba, bir ateş yakarak hızlıca mağaranın içine doğru yürümüş. Gözlerine inanamamış. Koca hazine, altın ve gümüş kaplar, zümrüt ve yakut kakmalı silahlar, rengarenk halılar... Altın liraların birini eline almış. “Sahici altın! Mucize!” demiş. Gördüğü zenginlik karşısında dili tutulmuş Ali Baba’nın.

Ali Baba: “Kim ne bilecek, altınlardan biraz alayım.” diye kendi kendine söylenmiş. Altınları çuvallara doldurmuş. Büyük bir sevinçle evine gelmiş. Evin kapısını kilitlemiş. Çuvalları karısının önüne boşaltıvermiş. Kadın çok 

şaşırmış. “Şansımız mı döndü ne, haydi say say!” demiş. Ali Baba kendine güvenir bir şekilde; “Hepsi saymakla bitmez.” demiş karısına. “Koş git kardeşimden bir ölçek al getir.”

Kasım’ın karısı bu garip isteği duyunca çok

meraklanmış. “Acaba bunlar ne ölçecekler? 

Tahıl değildir, çok fakirler, tahıl ne arar onlarda?” diye düşünmüş ve hemen ölçeğin dibi-ne biraz katran sürmüş. Ali Baba’nın karısı ölçeği geri getirdiğinde katrana saplanmış olan altın lirayı görmüş. “Evet evet bu altın!” diye bağırmış. “Nasıl olur, nerden bulmuşlar bunu? Gariban bunlar!” diye mırıldanmış ve olan biteni kocasına anlatmış.

   Kasım, karısından duyduklarına çok şaşırmış 

ve sinirlenmiş. “Kardeşim benden habersiz nasıl altın sahibi olur?” diye söylenmiş. Ali Baba’ya gidip durumdan haberdar olduğunu söylemiş. Ali Baba ise tüm iyi niyetiyle, bu garip öyküyü anlatmış. Ve bunun ikisi arasında bir sır olarak kalması için uyarmış.

   Kasım, söz vermiş ama karısına söylemeden yapamamış. Bütün gece yatakta bir o yana bir bu yana dönmekten gözüne uyku girmemiş. Hep hazineyi düşlemiş. Sabah olduğunda yanına eşek kervanını da alarak yola koyulmuş. Kayanın ol-duğu yere gelince sihirli sözleri sıralamış ve mağara açılmış. Çok heyecanlanmış. Yanındaki küfeleri alabildiğince doldurmuş... Yükün giderek ağırlaştığını görünce, hepsini götüremeyeceğini anlamış.

   Şaşkınlıktan bir o tarafa bir bu tarafa saldırıp duruyormuş.

   Kasım başına gelecek felaketten habersiz altınların başındayken kırk haramiler gelmişler. Mağaranın kapısını ardına kadar açık görünce, kılıçlarını çekip içeri koşturmuşlar. Haramiler, Kasım’ı açgözlülüğü yüzünden oracıkta yakalayıp cezasını vermişler. “Başkalarına ibret olsun.” diye etrafa bağırmışlar. Kasım 

eve gelmeyince karısı telaşla Ali Baba’ya koşmuş. Ali Baba, eşeğini hazırlayıp kayanın oluğu yere gitmiş. Kasım’ın öldüğünü görünce iyice yıkılmış ve ağlamış. Sonra kendini toplayarak kardeşini bir halıya sarmış ve eşeğin sırtına yüklemiş.

Haramiler mağaraya geri döndüklerinde Kasım’ın bıraktıkları yerde olmadığını görmüşler. İçlerinden biri: “Demek ki burayı bilen bir kişi daha var. Bulup, hemen öldürmeliyiz.” demiş. Bu görevi haydutlardan birine vermişler. İlk işi araştırma yapmak için kasabaya inmek olmuş. Kasım’ın karısı da üzüntüden vefat etmiş. Ali Baba, ölen kardeşinin evine eşyalarını götür-müş. Altınları ise gece taşımış. Haydut, kasabada insanlarla konuşup, yakın zamanda bir tek Kasım’ın öldüğünü öğrenmiş. Evi bulmuş. Elinde tebeşirle kapıya bir işaret koymuş. Onlara dönerek: “Evi buldum, çok kolay oldu. Kapı-sını da işaretledim.” demiş.

   Ali Baba’nın hizmetçisi kapıdaki işareti görmüş. Sokaktaki bütün evlerin kapısına aynı işareti koymuş.

   Kırk haramiler kasabaya gelip işareti bulmuşlar. Bakmışlar o kapı, bu kapı derken şefleri sinirlenmiş. “Beceriksiz!” diye bağırmış. 

“Ben kendim çözerim.” demiş. Kırk adet çok büyük yağ küpü almalarını emretmiş. Her adam bir küpün içine girmiş. Akşam geç vakitte tüccar kılığına girerek Ali Baba’nın kapısını tıklatmış. Kapıya Ali Baba çıkmış. “Kimsin, ne istiyorsun?” diye sormuş. “Ben yağ tüccarıyım.” diye cevap vermiş, şef. “Akşam oldu, yol yorgunuyum... Bana yatacak bir yer verebilir misiniz?” Ali Baba, tüccarı kırmamış ve arabayı avluya çektirmiş.

   Mutfağa yağ lazım olmuş. Hizmetçi bahçede duran yağ küplerine yönelmiş. Sadece bir küpte yağ olduğunu görmüş. Küplerden sesler duymuş. Kulak kabartmış. Yanında durduğu küplerden bir ses yükselmiş:

   - Tamam mı, çıkıyor muyuz?

Hizmetçi sesini kalınlaştırarak:

   - Ben size komut vermeden değil!

   Diğer küpleri de dolaşmış. O zaman bütün küplerde haydut olduğunu anlamış. Yağ dolu küpü alıp kaynatmış. Kaynar yağı bütün küplere tek tek dökmüş. Küp içinde çuvallara sarılı

haydutları etkisiz hale getirmiş.

“Mutlaka biri emir vermek için gelecektir.” diye düşünmüş. Bir köşeye gizlenmiş. Beklemeye başlamış. Çok geçmeden haramilerin şefi işaret vermek üzere avluya gelmiş. Kapakları tek tek kaldırmış. Hiçbir adamının yaşamadığını görmüş. Hemen kaçıp, karanlıkta kaybolmuş.   Haramilerin şefi, öç almaya karar vermiş. Berbere gidip, sakalını kestirmiş. Bu kez de halıcı kılığına girip, Ali Babanın evine gitmiş. “Güzel halılarım var, sana ucuza satarım.” demiş. Ali Baba, onu evine buyur etmiş. Hizmetçi kız ikram verirken, misafiri tanımış. Bu kişi halı satıcısı değil haramilerin şefiymiş. Kimseye belli etmemiş. 

Mutfağa gidip, tef çalarak ve dans ederek geri dönmüş. Yüzünde beyaz tülden bir peçe, sağ elinde de 

bir hançer varmış. Bir anda dansı bırakıp hançeri halıcı kılığındaki adama doğru fırlatmış. “Sen ne yaptın?” diye bağırmış telaşlı olan Ali Baba. “Haramilerin şefi o, tanıdım.” demiş. “Yüzünü çok iyi hatırlıyorum. Hepimize zarar verecekti.” diye devam etmiş. Hazinenin sırrını bilen bir tek Ali Baba kalmış. O da yıllarca zenginlik içinde yaşamış ve bir daha da o sihirli sözleri kimseye söylememiş.

Atlas Yayıncılık





Diğer Başlıklar

Yorumlar

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. * Zorunlu alanları doldurunuz.