Deniz Kızı - Andersen Masalları

Ana Sayfa » BLOG » EĞİTİM » Deniz Kızı - Andersen Masalları
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, okyanusların derinliklerinde muhteşem sarayında, birbirinden güzel beş kızıyla birlikte, denizler kralı yaşarmış...
Beş deniz kızının en güzeli Sirenetta imiş ve sesi de çok güzelmiş.
 
Minik deniz kızı sıkça şarkı söyler ve her seferinde de denizden süzülen solgun güneş ışığını görebilmek için yukarıya bakarmış. “Aaah ah! Nasıl da istiyorum yüzeye çıkıp semayı seyretmeyi!” dermiş
“Daha çok ufaksın!” dermiş annesi. “Ancak onbeş yaşından sonra, seni de öteki kız kardeşlerin gibi yukarıya gönderir Kral.”
 
O günü beklerken, vaktini deniz bahçesindeki balıklarla geçirirmiş. Nihayet, beklediği gün gelmiş. Babası, onu çağırmış, uzun altın sarısı saçlarını okşayarak bir demet çiçek takmış... “Evet! Artık yüzeye çıkabilirsin. Gökyüzünü görebileceksin. Fakat unutma! Biz, denizin çocuklarıyız ve insanoğlundaki ruh, bizde yoktur. Çok dikkat et ve onlardan uzak dur.”
diye tembihlemiş kızını. Sirenetta, babasını öpmüş ve deniz yüzeyine yönelmiş.
Bu, onun için harika bir duyguymuş. Akşam olmuş, gecenin ilk yıldızları göz kırpmaya başlamış. “Müthiş güzel!” diye haykırmış mutluluk içinde.
 
Bu arada, Sirenetta, yaklaşmakta olan bir gemi görmüş. “Onlarla konuşabilmeyi ne çok isterdim!” demiş. Ama gözü kuyruğuna takılmış ve “Ben asla onlar gibi olamam!” demiş.
Gemide ilginç bir hava varmış. Az sonra, renk renk ışıklarla bezenmiş havai fişekler semayı kaplamış.
 
“Yaşasın kaptan! Yaşasın yirminci yaş günü! Yaşasın!” Sesleri duyulmuş.
 
Sonra, deniz kızı, tören düzenlenen genç adamı görmüş. Genç, yakışıklı bir adam. Sirenetta, gözlerini ondan alamamış.
 
Kutlama devam ederken denizde de bir hareketlilik başlamış. O kapkara
gökyüzü, çakan şimşekler
 
ilk aydınlığa kavuşmuş.
Dev dalgalar durmadan hırpalıyormuş gemiyi, En sonunda gemi sulara gömülüp batmış.
 
Sirenetta, genç kaptanı kurtarmak için cesurca atak yapmış. Bir dalga onu yakınına getirmiş. Genç adam baygınmış. Fırtınanın kabarttığı denizde genç kaptanın hayatını kurtarmak için çok uzun süre uğraşmış.
 
Sonra fırtına dinmiş ve şafak sökmüş.
 
Sirenetta, karayı görünce çok sevinmiş.
Kaptanı sürükleyerek
kıyıya zor atmış.Yürüyemeyen
deniz kızı, bedeniyle kaptanı ısıtmış.Seslerden ürken Sirenetta, dönüp suya dalmış.
“Hemen gelin!” diye bağırmış bir kadın. “Burada bir adam var! Baygın vaziyette!”
“Şatoya götürelim onu!” demişler. Genç kaptan, gözlerini açtığında ilk gördüğü, üç kız kardeşten en küçüğünün güzel yüzü olmuş. Tanımadığı güzel hanıma, “Teşekkür ederim! Hayatımı kurtardınız!” demiş mırıldanarak. Hayatını, deniz kızının kurtardığından haberi yokmuş.
Kaptanın götürülüşü-
nü izlemiş Sirenetta...
Olanları asla unutamayacağı duygusuyla usulca denize dalmış. Saraya doğru yüzerken kız kardeşleri, onu karşılamış. Sirenetta, öyküsünü onlara anlatırken boğazında bir şeyler düğümlenmiş. Günlerce yememiş, içmemiş, orada kalmış.
 
Sonra cadıya gitmiş, anlatmış. “Demek kuyruğundan kurtulmak istiyorsun, öyle mi? Demek bir çift kadın bacağına sahip olmak istiyorsun,” diye sormuş çirkin cadı. Bu cadıyı, mağarasında dev bir mürekkep balığı korurmuş. Cadı: “Yapacağım büyüye karşılık o güzel sesini vereceksin bana. Bir daha tek kelime bile söyleyemeyeceksin! Sevdiğin adam, başkasıyla evlenirse, sen tekrar deniz kızı olacaksın.” demiş.
“Tamam!” demiş Sirenetta ve büyülü iksirinin içinde olduğu küçük kaseyi almış. Cadı, genç adamın bir prens olduğunu da söylemiş Sirenetta’ya.
 
Deniz kızı, şatoya yakın bir yerden denizi terk ederek karaya çıkmış. Sahilde durup büyülü iksiri içmiş. Korkunç bir acıyla kendinden geçmiş. Ayıldığında, kendine bakan o yüzü görmüş. Prens, dalgaların getirdiği o hareketsiz bedene yavaşça kendi pelerinini örtmüş.
“Korkmayın!” demiş. Emin ellerdesiniz! Nereden geliyordunuz?” Ama Sirenetta artık dilsiz olduğu için cevap verememiş.
“Sizi şatoya götüreceğim ve size bakacağım.” demiş prens. Deniz kızı, artık yeni bir hayata başlamış. Güzel elbiseler giyiyor ve sık sık ata binip prensle geziyormuş. Bir gün, büyük bir baloya davet edilmiş.
 
Ancak, cadının ikaz ettiği gibi attığı her adım, kendisi için işkence oluyormuş.
Bir gün limana büyük bir gemi demirlemiş. Gemiden inen, prensin kalbindeki bayanmış. Sirenetta, o anda taş kesilmiş. Bir kaç gün içinde prens, o bayana evlenme teklifi etmiş. Düğünden sonra da gemiyle yolculuğa çıkmışlar. Sirenetta da aynı gemiye binmiş.
Cadının sözlerini anımsamış, denizde erimeye hazırmış. Birden bir çığlık duymuş ve kız kardeşlerini görmüş.
 
“Sirenetta! Biziz! Onları duyduk. Bu bıçak sihirlidir! Cadı, saçlarımıza karşılık verdi. Al! Şafaktan önce prensi öldür ve tekrar deniz kızı ol!” demiş kız kardeşleri.
Sirenetta bıçağı almış, prens ve karısının uyumakta olduğu kamaraya girmiş. Genç adamın
yüzünü görünce, olduğu yerde donakalmış ve ona bir öpücük göndererek tekrar güverteye koşmuş.
Sabaha karşı bıçağı denize fırlatmış.
Sonra da kendini suya atmış; deniz köpüğüne dönüşüp yok olmaya hazırmış artık.
Güneş, ufukta göründüğünde, dönüp ona son kez bakmış ve aniden sanki sihirli bir el, esrarengiz bir kuvvet, kendisini sudan yukarı doğru çekmeye başlamış. Göğe yükselmekteymiş!
 
Bulutlar pembeye boyanmış sanki. Bu sırada küçük deniz kızı, sesinin yankılanmasına çok şaşırmış. “Ben neredeyim?” demiş. “Gökyüzünde bizim-lesin. Biz göğün perileriyiz! Biz sadece, insanlara iyilik yapanları yanımıza alırız.” Demiş ses.
 
Sirenetta, aşağıya, prensin gemisinin bulunduğu yere doğru bakmış ve gözyaşlarını tutamamış.
Göğün perileri bir daha fısıldamışlar:
 
“Bak! Sabah çiğine bürünmek için yeryüzü çiçekleri bizim gözyaşlarımızı bekliyor. Hadi gel bizimle.”

Bu Masalın Videosunu İzlemek İçin Tıklayın!!
 
Atlas Yayıncılık




Diğer Başlıklar

Yorumlar

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. * Zorunlu alanları doldurunuz.