Fareli Köyün Kavalcısı - Andersen Masalları

Ana Sayfa » BLOG » EĞİTİM » Fareli Köyün Kavalcısı - Andersen Masalları

Uzun zaman evvel, uzak diyarlardan birinde bir köy varmış. Köyde yaşayan insanların en büyük problemi, farelermiş. “Ayy! Aman! Fare!” Her mutfakta bu sözleri duymak mümkünmüş. Kilerde ve ambarlarda her şeyi yiyip, hiç yiyecek bırakmıyorlarmış. Bazen fareler, sürüler hâlinde, insanlara da saldırıyor, insanları yere bile düşürebiliyormuş.

Dükkânları da istila ediyorlarmış. Esnaf süpürgelerle onları kovmaya çalışıyormuş. Ama fareler sanki insanlarla alay ediyormuş. Köy halkı, bu musibetten kurtulmak için tüm kedileri getirmiş.

Fakat fareler öyle saldırganlarmış ki, fareler kedilerden değil, kediler farelerden kaçıyormuş. İnsanlar arasında en çok şu konuşmalar geçmekteymiş:
“Üç günden beri hiç bir şey yiyemedik!” Açlıktan öleceğiz! “Seni duyamıyorum, fareler çok gürültü yapıyor!” 

Köy sakinleri, pazar yerinde toplanmış, bu meseleye çare aramaya çalışmış. Sonunda köyün muhtarına gidip şikâyet etmeye karar vermişler. Muhtar tombul ve güleryüzlü bir adammış.

Köylüyü çok severmiş. Amaonun da bu sorunu çözmek için aklına bir şey gelmiyormuş. “Köyün muhtarı olarak bu soruna bir çözüm
bulmalısınız.” diye bağırmış köylüler.

O sırada güzel bir kaval sesi duyulmuş. Köy muhtarı hiddetlenmiş: “Biz burada büyük bir sorunla uğraşırken, kim kaval çalıyor?” diye
bağırmış. “ Kavalı çalan benim.” demiş dost görünen, tuhaf giyimli genç adam. Muhtarına: “Gördüğüm kadarıyla zor durumdasınız. Sizi bu farelerden kurtarabilirim.” demiş.

Köy muhtarı da: “Bir kavalla mı?” diye yanıtlamış. Delikanlı, yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle:
“Evet, fareleri büyüleyip köyünüzden uzaklaştırabilirim.” demiş.
Bu ilginç tavırlı, kaval çalan genç, çok güvenilir görünüyormuş. Tüm köy halkı ona inanmış. Köy muhtarı: “Tamam, bir dene bakalım.” demiş. “Eğer başarırsam, karşılığında 1000 altın isterim” diye yanıt vermiş kavalcı. Muhtar da: “Bu çok fazla! Asla olmaz!” diye karşı çıkmış. “İyi o zaman! Hoşçakalın!” diyerek yürümeye başlamış kavalcı.

Köy halkından biri bağırmış: “Bence kavalcıya bir şans verelim!”
Bunun üzerine herkes, “Evet, bırakalım şansını denesin!” demiş. O zaman, köy muhtarı istemeyerek de olsa kabul etmiş. Kalabalıktan uzaklaşırken kavalcı, bir kere daha hatırlatmış:
“Sözünüzü tutmayı sakın unutmayın muhtar bey!”

Genç adam, hemen kaval çala çala sokaklarda dolaşmaya başlamış. Dört bir yandan giderek yükselen bir uğultu duyulmuş. Binlerce fare dans ederek kavalcıyı takip etmeye başlamış.
Kavalcı, köyden çıkıp ırmağa doğru ilerlemiş. Bütün fareler de onu takip etmiş. Kavalcı suya girmiş ve esrarlı melodisini çalmaya devam etmiş. Fareler, büyülenmiş şekilde onun arkasından suya atlayıp boğulmuş. Sadece bir tanesi, karşı kıyıya kadar yüzüp kurtulabilmiş. O da o köye uğramamaları için öteki fareleri ikaz etmeye gitmiş.

Kavalcı, köye dönünce, ahali etrafına toplanmış. Köylüler, sevinç içindeymiş. Köy, farelerden kurtulmuş.
Genç kavalcı: “Köyünüzü farelerden temizledim. Söz verdiğiniz bin altını verebilirsiniz artık.” demiş. Muhtar, yanlış anlamış gibi müzisyenin avcuna sadece bir altın bırakmış.
“Anlaşmamız böyle değildi, bana bir değil bin altın vermelisiniz!” diye çıkışmış genç adam.

“Anlaşmamız, fareleri sizin kendi ellerinizle yok etmeniz durumunda geçerliydi. Oysa farler, kendi kendilerine ırmağa atladılar.”
“Bunun için mi bin altın istiyorsun?
Asla vermem!” demiş köy muhtarı.

Kavalcının yüzü sinirden kıpkırmızı olmuş.
“Beni kandırdınız!” diye bağırmış: “Hepiniz muhtarın bana verdiği sözü duymuştunuz, öyle değil mi?” demiş. Köy halkı da: “Sakin ol! “Bu kadar açgözlü olma! Biz de daha yiyecak alacağız.” demiş.

“Sana verecek bin altınımız yok. Fareler gitti. Gitme sırası şimdi sende!” diye cevaplamışlar.

Kavalcı, nankör köy halkını öfkeyle süzmüş. “ Bu yalanlarınızdan pişman olacaksınız!” diye söylenmiş ve köyü terk etmiş. Bir süre sonra halk, fareleri tamamen unutmuş.

Köylüler büyük bir ziyafet için hazırlanıyormuş.
Kavalcı, köyün yakınlarında bir yerde oturmuş, kaval çalmaya başlamış. Kavalın sesi köye ulaşmış. Köyde, erkek kız, ne kadar çocuk varsa evlerinden fırlayıp, sihirli müziğin geldiği yöne koşmaya başlamış.

Kavalcı, bütün çocuklar gelinceye kadar çalmış. Sonra çocuklarla birlikte nehir kıyısını takip edip büyük bir dağın eteğine kadar yürümüşler.

Orada iri bir kaya yollarını kapatmış.
Kaya kenara yuvarlanmış. Açılan yerden kavalcı ve çocuklar, karanlık bir mağaraya girmişler. Tam son çocuk da girecekken, kaya yuvarlanıp girişi kapatmış. Bu çocuk, aralarındaki en küçük çocukmuş.

Küçük çocuk, ağlamaya başlamış, dolaşarak köyün yolunu bulmuş. Köye varınca olup bitenleri anlatmış.

Aileler mağaraya gitmiş. Tüm güçleriyle kayayı itmişler ama hiç kımıldatamamışlar. Ağlamaya başlamışlar. Hatalarını anlayıp pişman olmuşlar. Muhtar, çocukları vermesi için sayısız altın vermeyi teklif etmiş. Kavalcıdan ses seda çıkmamış. Kavalcıyla çocukları bir daha gören olmamış. Bir gece köy halkı, bir kaval sesi duymuş. Kaval sanki dile gelmiş, şöyle diyormuş:
“Çocuklarınız, yalanın olmadığı Harikalar Ülkesindedir. Hepsi mutlu yaşıyorlar.”

Köylüler yeni yetişen çocuklarına yalanın çok kötü bir şey olduğunu öğretmişler.

Bu Masalın Videosunu İzlemek İçin Tıklayın!!

Atlas Yayıncılık





Diğer Başlıklar

Yorumlar

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. * Zorunlu alanları doldurunuz.