Kurbağa Prens - Dünya Klasikleri

Ana Sayfa » BLOG » EĞİTİM » Kurbağa Prens - Dünya Klasikleri
   Çok eskiden ülkelerin birinde güzel mi güzel bir prenses yaşarmış. Kral babası ve kraliçe annesiyle birlikte, büyük ve görkemli bir sarayda oturuyorlarmış. Saray, kırk odalı ve kırk kuleliymiş. Prensesin annesi ve babası her istediğini yerine getirirmiş. Prenses yaşantısından çok memnunmuş.

   Prenses her gün, sarayın bahçesine iner, etrafta gezinirmiş. Sarayın bahçesinden geçen ırmağın kıyısına oturur, su şırıltısını, öten kuşların cıvıltısını dinlermiş. Çiçeklerden yayılan binbir çeşit kokulu havayı içine çekermiş. En çok sevdiği eğlence de, altın topuyla oynamakmış. Kral, prensese doğum gününde altın top hediye etmiş. Prenses, altın topunu alıp, güle oynaya sarayın bahçesine çıkmış.

   Topu sürüye sürüye ırmak kıyısına kadar getirmiş. Topu havaya atıp tekrar tutarak oyun oynuyormuş. Altın topu yukarıya doğru atmış fakat tekrar tutamamış. Sonra da top yuvarlanarak ırmağa düşüvermiş. Altın topu ırmağın sularında gören prenses çok üzülmüş.

   Gözleri ırmağın sularına dalıp gitmiş. “En sevdiğim armağandı. Nasıl da düşürdüm? Şimdi ne yapacağım?” diye düşünmeye başlamış. Tam o anda ırmağın suyu kıpırdamış. Irmaktan bir kurbağanın çıktığını görmüş. Prenses gözlerine inanamamış. Irmağa düşürdüğü altın top kurbağanın ellerinde değilmiymiş. Kurbağa bir kayanın üzerine çıkmış. Altın topu yanına koymuş. Şaşkınlık geçiren prensese seslenmiş:
   “Vrak vrak! Ne oldu güzel prenses, üzgün görünüyorsun. Yoksa ırmağın dibinde bulduğum bu topu sen mi düşürdün?” Şaşkınlığını atan prenses: “Evet, altın top benim.” demiş sevinçle bağırarak; “Tutamadım, ırmağa yuvarlandı. Topumu bana verir misin?” Kurbağa o an düşünceye dalmış. “Vrak!” diye cümlesine başlamış. “Topunu vereceğim ama bir şartla... Tabağını, bardağını, yatağını benimle paylaşacaksın. Bu isteğimi geri çevirmezsen topunu alabilirsin.”

   Prenses hiç düşünmeden; “Kabul ediyorum.” demiş sevinçle. Sonra uzanıp topunu kurbağadan almış. Birlikte saraya doğru yürürken prenses: “Nasıl olsa bu çirkini atlatırım.” diye içinden geçiriyormuş. “Onunla her şeyimi nasıl paylaşırım?” Prenses önde, kurbağa arkada zıp zıp zıplayarak saraya gelmişler.

   Prenses, olanları akşam yemekte kral baba-sına anlatmış. Sonunda da: “Kurbağaya söz verdim ama o sözü tutmayacağım.” demiş. “Öyle çirkin bir varlıkla her şeyi bölüşemem ki!” Babası gülümsemiş: “Sevgili kızım.” demiş. “Karşımızdaki kim olursa olsun, verdiğimiz sözü tutmalıyız. Verilen sözler çok önemlidir. Sözünü tutmayana güvenilmez, saygı duyulmaz.”

   Kral prensesle konuşurken, salonun kapısında bir tıkırtı olmuş. “Pıt, pıt, zıp, zıp!” Prenses yemeği bırakmış, kalkıp salona yürümüş. Kapıyı açmış ama görünürde kimsecikler yokmuş. Prenses başını yere doğru eğmiş. Oracıkta duran kurbağayla göz göze gelmiş. Sarayın kapısında bıraktığı kurbağa karşısında duruyormuş. 

“İşte geldim. Bana verdiğin sözü tutmanı bekliyorum.” der gibi bakıyormuş. Prenses üzüntüye kapılmış. Ağlayarak masaya dönmüş. Kurbağa da ardından zıplaya zıplaya gelmiş. Kral, kızının saçlarını okşamış. “Ağlama yavrucuğum. Haydi verdiğin sözü tut. Kurbağayı masaya çağır. Tabağını, bardağını paylaş onunla.” demiş. Kurbağa, ses çıkarmadan konuşmaları dinlemiş. Prenses gözyaşlarını silmiş. Eğilip kurbağayı yerden almış. Masanın üzerine koymuş.

   Prenses, annesine, babasına iyi geceler dileyip masadan kalkmış. Eline şamdanı almış. Yatak odasına yürümüş. Merdivenleri çıkarken arkadan ince ince bir ses duymuş. Arkasına dönmüş. Mumların ışığında, kurbağanın da zıplaya zıplaya merdivenlerden çıktığını görmüş. Prenses, kapıyı açar açmaz odaya fırlayıp yastığın üzerine çıkmış.

   Prenses içinden: “Söz verdim fakat, bu çirkin yaratıkla yatağımı, yastığımı payla-şamam.” diye geçirmiş. Kurbağayı ayaklarından tuttuğu gibi odadan dışarı fırlatmış ve odanın kapısını kilitlemiş. Prenses, yumuşak yatağında derin bir uykuya dalmış. Kurbağa kararlıymış. Kapının dışında, odaya girecek bir delik aramış. Sonunda ara-dığını bulmuş.
   Zorlukla odaya girebilmiş. Usulca yatağın içine girmiş. Prensesin yanına yatmış. Birlikte uyumuşlar. Sabaha dek. Prenses, fark etmemiş. Sabah güneş açmış. Prenses gözlerini açmış. Oda-ya şöyle bir bakınınca bir de ne görsün. Yanı başında şık giyimli bir prens yatmıyor mu? Şaşkınlıktan eli ayağına dolanmış. Donup kalmış sanki.

   Prens de uyanmış ve içinde bulunduğu durumu açıklamaya başlamış. “Size çok minnettarım, prensesim.” demiş. “Ben prenstim. Kötü yürekli bir büyücü, beni çirkin bir kurbağa haline dönüştürdü.

   Sonra krala gidip başından geçenleri bir bir anlatmış. Prens: “İzin verirseniz, kızınızla evlenip onu benim ülkemde, benim sarayımın prensesi yapmak istiyorum.” demiş. Prensesin de, gönlü olduğunu düşünen kral, prensin teklifini hemen kabul etmiş. Kızının kulağına eğilip, ona da: “Verilen sözlerin yerine getirilmesinin önemini anlamışsındır umarım.” demiş fısıltıyla.

Prensin ülkesine haber gönderilmiş ve düğün hazırlıklarına başlanılmış. Muhafızlarıyla birlikte prensin ülkesine doğru yola çıkmışlar. Yakışıklı prensin adı, o günden beri Kurbağa Prens olarak kalmış. Güzel prensesle Kurbağa Prens, kötülüklerden uzak çok mutlu yaşamışlar. 

Atlas Yayıncılık



Diğer Başlıklar

Yorumlar

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. * Zorunlu alanları doldurunuz.