Leylekler - Andersen Masalları

Ana Sayfa » BLOG » EĞİTİM » Leylekler - Andersen Masalları

Küçük bir köy evinin damında bir leylek yuvası varmış. Ana leylek, dört yavrusuyla yuvadaymış. Yavrular, incecik siyah gaglarını ara sıra dışarı çıkarıyorlarmış. Az ötede baba leylek, tek ayağı üzerinde dimdik duruyormuş.

Öylesine hareketsizmiş ki onu görenler tahtadan bir leylek sanırmış. Baba leylek ise bunun, kibarca bir davranış olduğunu düşünüyormuş. “Kimse benim, onun kocası olduğumu bilmiyor, nöbetçi sanıyorlar.” diyormuş kendi kendine.
Sokakta bir grup çocuk
oynuyormuş. Leylekleri görünce hemen eski şarkıyı söylemeye başlamışlar. “Uç, uç leyleğim! Yoksa seni yakalarım! Karın yuvanda! Yavruların da orada! Birincisi asılacak! İkicisi yakılacak! Üçüncüsü vurulacak! Dördüncüsü boğulacak!”

Yavrulardan biri: “Çocukların söyledikleri şarkıyı duyuyor musun anne? diye sormuş. “Bizi yakacaklarmış, asacaklarmış.” Deyince anne leylek:

“Siz onlara aldırmayın.” demiş. “En iyisi duymamazlıktan gelin.”
Çocuklar, şarkıya devam ediyormuş. Bir
yandan da parmakları ile leylekleri
gösteriyorlarmış.
Peter ismindeki çocuk “Leyleklere sataşmak, çok kötü bir şey”, demiş. Diğerleri onu dinlememişler. Taşkınlıklarına devam etmişler, Anne leylek, yavrularını sakinleştirmeye çalışıyormuş: “Yok öyle bir şey! Sonbaharda sıcak ülkelere doğru göç edeceğiz. Mısır’a gideceğiz. Orada tepeleri bulutlara dek uzanan üçgen şeklinde evler var. Bu evler o kadar eski ki, kimse onların yaşını bilemez. Sonra orada kocaman bir nehir var. Taştığı zaman bütün memleket, bataklık hâline gelir. Bol bol kurbağa yiyeceğiz orada.”
Annelerinin anlattıklarını hayranlıkla dinleyen yavrular: “Ne iyi!” demişler. Peki ya sonra ne olacak?” diye sormuşlar.

Anne leylek “Biz orada mutluluk içinde yaşarken, kuzeyde ağaçlar tüm yapraklarını dökecek. Hava öylesine soğuk olacak ki, bulutlar donup, küçük ponponlar hâlinde yere düşecek.” demiş. Anne leylek kendince kar yağışını tarif etmek istiyormuş. Yavrular, “Kötü çocuklar da donacaklar mı?”
diye sormuşlar.
“Hayır! Donmayacaklar ama, karanlık odalarından dışarı çıkmayacaklar. Sıkıntıdan patlarlar. Oysa siz istediğiniz kadar uçar, çiçekler arasında dolaşabilirsiniz.” diye cevap vermiş anne leylek.
Haftalar geçmiş. Yavru leylekler giderek
büyümüşler. Baba leylek, her gün onlara kurbağalar, küçücük yılanlar ve solucanlar getirmiş. Artık, dört yavru da uzaklara uçabilecek kadar büyümüşlerdi.
Bir gün anne leylek onlara “Artık uçmayı öğrenme
zamanı geldi.” demiş.
Dört yavru, annelerini
izleyerek damın üzerine çıkmışlar. İlk ders
havada dengede
durmayı öğrenmekmiş.
Anne leylek:
“Bana bakın!” demiş. “Başı böyle tutmalısınız, ayakları da şöyle. Şimdi bana dikkat edin ve öyle yapın.” demiş.
Yavru leylekler, annelerini taklit ederek başarısız bir sıçrama yapmışlar ve hemen pat diye yere düşmüşler. Yavrulardan biri, çok korkmuş ve “Anneciğim, ben uçmayı öğrenmek istemiyorum, demiş. Sıcak diyarlara gitmesem olmaz mı sanki!” diye sormuş:

Anne leylek, ona kızmış:
“Sen burada kalıp donmak istiyorsun demek. Yumurcakların seni yakalayıp asmalarını, yakmalarını istiyorsun. Öyleyse hemen onları çağırıp seni onlara vereyim.” demiş annesi.

Yavru leylek öyle çok korkmuş ki! “Sakın yapma anneciğim!” demiş. Hemen kanat çırparak kardeşlerinin yanına kadar uçmuş. Üçüncü günkü denemede biraz daha başarılı olmuşlar.

Yavrular, kan ter içinde uçuş denemeleri yaparken yaramazlar yine toplanmış, şarkı söylüyorlarmış. Yavrular, onlara çok kızıyormuş. “Bırakın diledikleri gibi bağırsınlar. Size bir şey yapamazlar.” demiş anne leylek.
“Siz, bulutlara kadar yükselip piramitler diyarına ulaşacaksınız. Onlar ise burada kalıp donacaklar, diye eklemiş anne leylek.

Çocuklar arasında bu acımasız şarkıya en çok meraklı olan, altı yaşlarında bir yumurcaktı. Yavru leyleklerin bütün dikkatleri bu küçük haylaz üzerinde toplanmıştı. Bu çocuğun yaptığı alay onlara gittikçe ağır geliyormuş. Çocukların gözlerini oymak için isteklilermiş ki, sonunda anneleri razı olmuş.
“Peki, dediklerinizi yapın ama gideceğimiz günden bir gün önce
yapacaksınız. O zamana kadar çalışıp uçmayı iyice öğrenmeye bakmalısınız. Yoksa general gagasıyla sizi ikiye böler. O zaman çocukların haklı oldukları ortaya çıkar,” demiş.

Yavru leylekler:
“Sen ne dersen biz öyle yaparız,” demişler ve canlarını dişlerine takarak uçma alıştırmaları başlamışlar.

Her gün bir önceki günden daha iyi uçuyorlarmış. Nihayet öyle güzel uçmasını öğrenmişler ki, gökyüzünde süzülerek uçtukları sırada onları seyretmek gerçekten bir zevkmiş.

Sonbahar gelir gelmez bütün leylekler güney seyahatine çıkmak için toplanmaya başlamış.
Yavru leylekler, becerilerini göstermek gayesiyle son kez uçuş denemesi yapmışlar. General leylek, onları beğenmiş. Kendi başlarına kurbağa ve yılan yeme izni vermiş. Bu izin, bir ödül sayılırmış onlar için. Yolculuğa çıkma günü gelmiş. Leylekler annelerine verdiği sözü hatırlatmış:
“Öç alma sırası geldi,” demişler. Anne leylek:
“Evet,” demiş. “Söz vermiştim. Benim size öç almak için önereceğim daha iyi bir fikrim var.” Yavrular:
“Nedir?” diye sormuş.
“Bir göl biliyorum, tüm insanların bebekleri, leylekler onları anne babalarına götürmeden evvel, orada yaşarlar. Bebekler uyuyup, en güzel rüyaları görürler. Bütün anne babalar da bu bebeklerden birine sahip olmayı çok isterler. Çocuklar da kardeşim olsun diye can atarlar. Göle gidip bu kötü şarkıyı söylemeyen çocuklara birer kardeş getirelim. Söyleyenler de avuçlarını yalasınlar.” demiş.

“Ya kötü şarkıyı söyleyen çocuğa ne yapacağız?” diye sormuş yavru leylekler.
“Gölde ölü çocuk da var. Ona da onu götürürüz. Ölü bir kardeş getirdiğimiz için ağlayacak.”

“Leylekleri kızdırmak kötü şeydir,” diyen Peter’e gelince ona hem kız kardeş hem erkek kardeş getiririz. Size de iyi çocuğun adını koyup “Peter” diyelim. Ne dersiniz?” Yavrular, annelerini dinlemiş. İşte o zamandan beri tüm leyleklerin adı Peter olmuş.

Bu Masalın Videosunu İzlemek İçin Tıklayın!!

Atlas Yayıncılık





Diğer Başlıklar

Yorumlar

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. * Zorunlu alanları doldurunuz.